Blog

Filistin İzlenimleri

29 Ocak 2012 by in Blog, Genel, Ortadoğu

Abdülaziz Şeker | Bâb-ı Âlem Tanıtım Sorumlusu
Tarih : 25 – 28 Ocak 2012

25.01.2012

01.00 Sıçrayarak uyandım. Heyecan var, ister istemez. 10 tane alarm kurduğum göz önünde bulundurulursa.

01.50 Evden çıkmama 2 saat var. Taksim’deki otobüsler vasıtası ile havalimanına geçmeyi planlıyorum.

04.00 Kıyafetler, fotoğraf makinası, not defteri, kalem ve Nazan Bekiroğlu’ndan Nun Masalları. Hazırım. Evden çıkıyorum.

05.00 Atatürk Havalimanı’ndayım. Dış Hatlar Terminali’nde bekliyorum. Sanırım biraz erken geldim.

05.30 Kafileyi buldum.

06.30 Check-In ve diğer işlemler tamam.

07.50 Uçak yolculuğumuz başladı. THY ile uçuyoruz. Sağımda Enes Selim kardeşim var, solumda ise yetmişlerinde Yahudi bir hanımefendi var. Tanıştık, ismi Jeni. İngilizce konuşuyoruz kendisi ile. İstanbul, Güney Afrika ve Tel Aviv arasında dolaşıyormuş devamlı. Gideceğimiz yerler arasındaki mesafelerden bahsetti. İsrail hükümetinden rahatsızlığını dile getirdi ve 2011 yılındaki protestoların haklılığına değindi. Neredeyse tüm yolculuk boyunca telefonuyla scrabble oynadı. Uçak yere indiğinde “home sweet home” ifadesini kullandı. Uçaktan inmeden kendisi ile hatıra fotoğrafı çektirdim.

09.40 Yolculuk sona erdi. Tel Aviv Uluslararası Ben Gurion Havalimanı’ndayız. Tel Aviv oldukça sıcak. Önlem almamıştık. Güneş gözlüğü alsam iyi olacakmış.

10.25 Pasaportlarımızı teslim ettik. Gişe görevlileri bir problem çıkarmadılar. Bir kısmımız pasaportlarımızı yaklaşık yarım saat sonra alabildik. Diğerleri beklemede.

10.50 Pasaportlarını alanlar bagajlarını da aldılar ve diğerlerini beklemeye başladık.

11.34 Beklemedeyiz. Havaalanını gezmeye başladım. Havaalanını yaptıran İzak Rabin’in ve havaalanına ismini veren Ben Gurion’un heykelleri var.

11.35 20’li yaşlarda biri geldi, görevli kartı var. 2 arkadaşımıza pasaport sordu, sonra çekti gitti. Maksat, uyuzluk olsun. Havaalanında Doritos reklamları var. Neredeyse tüm ülkelerde cipsin adı latin harflerle yazılıyorken burada İbranice yazılıyor.

11.49 Hâlen beklemedeyiz. Havaalanı içerisinde Süleyman Mabedi maketi bulunuyor. Bu maketin birçok yerde bulunduğunu öğrendim.

12.20 Diğer arkadaşlarımız da nihayet pasaportlarını aldılar ancak 3 kişi sorgulamadan geçti. 1 minibüs ve 1 otobüsle Yafa’ya doğru hareket ettik. Ben minibüsteyim, şoförümüz Filistinli. Tel Aviv’de çok sayıda gökdelen var. Yapıların birçoğu eski ve şehir planlaması çok kötü görünüyor. Arsalar çok pahalı imiş. Yolda Osmanlı mirası olan Büyük Cami’yi gördük.

12.55 Arapların yoğun olarak yaşadığı Yafa semtine geçtik. Yafa’daki sur kalıntılarını ve mescidleri gördük. Bunların tamamı Osmanlı eseri. Tabiya Camii’ndeyiz. İsrail bölgeyi işgal ettiğinde bu mescidi Ermeni bir aileye vermiş ve bu aile mescidi hâlen kullanıyormuş. Sahildeyiz. Mescidül Bahr’ı görüyoruz.

13.40 1862 yılında imar edilen Mescidül Kebir’de öğle ve ikindi namazları için mola verdik. Mesicidin iki ismi daha var : Mahmudiye ve Ebu Nebud

14.10 Yafa’nın merkezinde 2. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı saat kulesinin önündeyiz. Yürüyüş boyunca birçok Afrikalı gördüm; hepsi de ağır işlerde çalışıyorlar. Birçok yerde İsrail bayrağı var. Bölgede araba plakalarının rengi sarı. Bisiklet kullanmak isteyenler için bisiklet durakları var.

15.00 Hasanbeyk Mescidi’ndeyiz. Mescitte naneli çay hizmetinin yanında ayna, tarak ve çeşitli kokular insanların istifadesine sunulmuş. Mescitten çıkınca 3 Afrikalı ve 4 Filistinli kardeşimizle muhabbet ettik. İletişim dilimiz İngilizce ve Arapça.

15.45 Hasanbeyk Mescidi’nden ayrıldık. Hedefimiz, KUDÜS! Otelimize yerleşip akşam namazı için Mescidi Aksa’ya gitmeyi planlıyoruz.

17.09 Elhamdülillah. Şehr-i Kudüs’teyiz.

17.15 Otelimize geldik ve yerleştik. Bir Filistin otelindeyiz ve otel Mescidi Aksa’ya 15 dakika mesafede.

17.47 Mescidi Aksa’da akşam namazı için yola çıkıyoruz.

18.08 Kubbetüs Sahra’nın yanındayız. Muhteşem bir yapı. Fotoğraftakilerden çok daha büyük görünüyor kubbesi.

18.10 Nihayet Mescidi Aksa’dayız. Kocaman bir Mescid. Çok geniş. Binlerce insanı barındırması normal. Mescidin her köşesinde Kuran okuyan, sohbet eden ya da uzanan insanları görmek mümkün. Ayrıca ailelerin çocuklarıyla birlikte gelip onları mescide ısındırdıklarını öğrendim. Namaz sonrası dünya tatlısı 3 minik sarıverdi etrafımı. Yusuf, Selam ve Sarvan. Fotoğraf makinası ile oynuyorlar, hopluyorlar zıplıyorlar. En küçükleri olan Yusuf, fotoğraf makinamı ve not defterimi gaspetmeye çalıştı. Fotoğraf makinasını ancak kurtarabildim. Mescitten çıktık, ağlama duvarında ayin yapan Yahudilerin sesleri geliyor. Kuzey Korelilerin ölen devlet başkanlarına döktükleri gözyaşından fazla gözyaşı döktüklerine eminim. Muhtemelen katlettikleri Filistinliler içindir. Otele dönmek üzere dar sokaklardan geçiyoruz. Bu sokaklarda birçok satıcı var. Müslümanlar geçimlerini genel olarak ticaretle sağlıyorlar. Filistinlilere selam verip İstanbul’dan geldiğimizi söylediğimizde o kadar canayakın davranıyorlar ki, tarifi imkansız. Ayrıca bize “Turkiyye, ehlen ve sehlen, Murad Alemdar, Abdülhay, Memati” diyorlar. Sokaklardaki birçok dükkan geç vakte kadar açık kalıyor. Otele döndükten sonra akşam yemeğimizi yedik ve istirahate çekildik. Sabah namazı için yine Aksa’ya gitmeyi planlıyoruz.

26.01.2012

08.15 Kahvaltı sonrası Al-Halil şehrine doğru yola çıktık. Tel Aviv’deki sıcak havaya karşın Kudüs oldukça soğuk. Şehrin mimarisi mükemmel, şehir tam bir tarihi eser cenneti. Adım başı bir cami, bir mescid, bir kilise… Rehberimiz Tutku : İsa’nın Çilesi filminin çekimlerinin bir kısmının burada yapıldığını belirtti. Kudüs nüfusunun %80’i Yahudi, %15’i Müslüman ve %5’i Hristiyan. Farklı giyim tarzları, farklı saç stilleri… Şehirde çeşit çeşit insan var. Yahudilerin bir kısmı batının giyim tarzını benimsemişken bir kısmı ise kendilerine has giyim tarzını benimsemiş durumda. Birçok kişi kippa takıyor, bazıları ise şapka (şitrimil) takıyor. Şapka takanların birçoğu fanatik. Müslüman gençlerin ise giyim konusunda batıyı örnek aldıkları aşikar.

08.46 Batı Şeria’ya (West Bank) girdik. Bölgede Beyt Cale isminde bir köy var ve köyün tamamı hristiyan. Batı Şeria nüfusu 4 milyon. Batı Şeria’da Cenin, Nablus, Tul-Karim, Kalkili, Eriha, Ramallah, Beytüllahim, Al-Halil ve Halhul şehirleri bulunuyor.

08.58 Kudüs’ten göç eden Filistinlilerin yaşadığı Al-Arrub beldesindeyiz. Yolda ara ara UN (Birleşmiş Milletler) araçlarını görüyoruz.

09.01 Beyt Ummar beldesindeyiz. Beldeye giriş çıkışlar İsrail askerlerinin kontrolünde gerçekleşiyor ve Mahmud Abbas’a bağlı bir bölge olmasına rağmen güvenliği de İsrail askerleri sağlıyor. Bunun sebebini de öğrendik : Filistinlilerin yaşadığı bölgelerin yakınlarında Yahudi yerleşim yerleri varsa Filistin bölgesinin güvenliğine ve giriş çıkışlara İsrail el atıyor. Bu, tamamiyle Yahudilerin güvenliğini sağlama adına yapılıyor. Filistinlilerin güvenliği ise İsrail’in umrunda değil. Görünen o ki, Mahmud Abbas ve El-Fetih’in Yahudilerle barış içinde yaşama ümitleri suya düşecek.

09.03 Halhul şehrine giriş yaptık. Rehberimiz El-Fetih’e gönül verenlerin Mahmud Abbas’ı da lider olarak kabul ettiklerini, başka çarelerinin olmadığını söyledi.

09.12 Al-Halil şehrine giriş yaptık. Şehrin girişinde cadde ışıklandırma direklerinde Filistin ve Fransa bayrakları asılı. Geçtiğimiz aylarda Filistin ile Fransa arasında bir işbirliği anlaşması imzalanmış, sebebi bu imiş.

09.20 Yolda para bozdurmak ve paralarımızı İsrail para birimi olan sheqel’e çevirmek için mola verdik. Türkiyeliyiz, Filistin topraklarında İsrail parası kullanmak durumunda kalıyoruz.

09.50 Yola devam… Minibüsteki arkadaşlarımızla detaylı bir şekilde tanışıyoruz.

09.55 Seramik, tabak, bardak vb. ürünlerin imalatını yapan bir dükkanın önünde durduk. Kafiledekiler alışveriş yaptılar. Onlar alışveriş yaparken ben yakınlardaki bir Filistin marketine girdim. Snicker ve Nestle ürünlerini gösterip “bunlar israil ürünleri, bana Filistin yapımı çikolata lazım” dedim. Market sahibi : “Filistin çikolatası istiyorsan Gazze’ye gitmelisin” dedi. (Sadece bu ifade bile birşeyleri anlamak için yeterli olabilir.) Bense ısrarla “burada yok mu?” diye sordum. Marketin bir çalışanı arka raflardan 30’luk bir çikolata paketi çıkardı. Fiyatını sordum, bana hediye ettiğini, para almayacağını söyledi. Israrlarım sonuç vermedi. Ben de 10 yaşlarındaki oğluna harçlık verdim. Çocuğun babası bunu da kabul etmedi ama zorla verdim parayı. Sarıldık birbirimize, onlarla fotoğraf çektirdim ve marketten ayrıldım.

11.00 Al-Halil çarşısından Mescidi Halil’e doğru yürüyoruz. Muhammed isminde bir çocuktan minyatür Kur’an-ı Kerim aldım. Muhammed o dakikadan sonra yanımdan ayrılmadı ve gruptakilere Kuran almaları için baskı yapmamı istedi. Yani beni bir nevi pazarlamacı konumuna düşürdü kereta. Çarşıda yok yok. Çeşit çeşit tatlılar, saç böreği pişirip satanlar, hazır cacık satanlar… Mescidi Halil’in girişine gelmeden gruptan koptum. Mescidin girişinde İsrail askerlerinin kontrol noktası var ve bana geçiş sırasında problem çıkardılar. Zaten sizi tek başınıza yakaladıklarında her türlü problemi çıkarabiliyorlar. Birkaç İngilizce ve Arapça kelimeden sonra girebildim içeriye. Mescide girdim, orada da gruptan kimse yok. Hâliyle bir endişe başladı, farklı bir yere mi gittiler diye. Yaklaşık 15 dakika mescitte bekledikten sonra gruptan birkaç kişi geldi.
Mescidin dış kapısı haricinde iç kapısının girişinde de askerler var. Mescide girerken onların öfke dolu yüzlerini görmek durumunda kalıyoruz. Mescidin kapısının önünde halı yok. “Neden burada halı yok” diye sorduk. “Buradaki askerler halının üzerine çizmeleriyle basıyor ve halıyı kirletiyor” yanıtını aldık.

11.55 Mescidi Halil’de öğle namazının sünnetini kıldık. Farza durmadan mescitteki miniklerle fotoğraf çektirdik. Çocuk cıvıltıları ve çocukların koro hâlindeki ağlamaları eşliğinde namazımızı tamamladık.
Mescidi Halil, Hz. İbrahim’in (as) haremi ve İslam âleminde Mescidi Haram, Mescidi Nebevi ve Mescidi Aksa’dan sonra 4. mescid olarak biliniyor. Mescitte İsrail şu zamana dek onlarca Müslümanı katletmiş. Katliamlar sonrasında İsrail tarafı haremin üçte ikisine el koymuş. Mescidin içerisinde Hz. İbrahim, Hz. İshak ve eşinin; arka tarafında ise Hz. Yakub ve eşinin kabirleri bulunuyor. Mescidin biraz ilerisinde ise Hz. Yusuf’un kabri bulunuyor. Mescidin minberi tamamen abanozdan üretilmiş, üzerinde bir çivi dahi bulunmuyormuş ve 1000 yıllık geçmişi varmış. Mescid Memlukler tarafından inşa edilmiş. Haremi Şerif’in tahta kapılarının hepsi Osmanlı döneminde yapılmış. Mescitteki bir Filistinli kardeşim benden Kuran okumamı istedi ve tecvid bilgimi sordu. Arapça ifade ile “Hafızul Kuran” olduğumu söyledim, okudum, sonra kendisi okudu. Birçok Filistinli gibi çok güzel Kuran okuyor. Bana ismimi sordu, söyledim ve hediye olarak not defterime ismimi yazdı. Mescitten çıkarken mavi gözlü minik bir kız, tüm kafilenin ilgi odağı oldu.

14.11 Beytüllahim’e gitmek üzere araçlara bindik.

14.30 Yemek için mola verdik. Yemek yediğim lokantada El-Fetih bayrağı var. Lokantadan bir çalışana Mahmud Abbas’ı sevip sevmediğini sordum. Sevdiğini söyledi. Bu konuda samimi bir cevap verip vermediğini bilemiyorum tabi. Zira Abbas tam bir işbirlikçi ve Gazze’nin aksine Batı Şeria’daki Filistinliler O’nu sevmek zorunda. Bölgede trafik lambası yok ve trafik polisleri görev yapıyor. Yemek sonrası bir trafik polisi gördüm, selam verip hâlini hatrını sordum. “Sizi karşıya geçireyim mi” dedi, der demez araçları durdurdu ve bizi karşıya geçirdi. Türkiyeli kardeşlerini ne kadar sevdiklerinin bir göstergesi daha.

15.45 Beytüllahim’e girdik. Şehirde Müslüman ve Hristiyan nüfusun olduğunu, Hz. İsa’nın dünyaya geldiği yer olduğunu ve Hristiyan âleminin hac için bu şehre geldiğini öğrendik. Şehirde 160 bin kişi yaşamakta, bunların %80’i Müslüman, %20’si ise Hristiyan. Buna rağmen belediye başkanı Hristiyan imiş. Bu meselenin yönetmelikle ilgili olduğunu öğrendik.

16.10 İkindi namazını Ömer bin Hattab Camii’nde kılmak üzere mola verdik. Camiden çıktıktan sonra caminin önündeki meydanda çocuklarla top oynadık. Caminin hemen karşısındaki Al-Mehd Kilisesi’ne geçtik. Hristiyanlar Hz. İsa’nın bu kilisede doğduğuna inanıyorlar. Kilisenin alt katındaki bölümde de bu inancı resmetmişler. Kilisenin dışında ise Hz. İsa’nın doğumunu temsil eden heykeller var.

17.00 Mescidi Aksa’ya dönüyoruz. Araçta rehberimiz çok önemli bilgiler verdi : “Türkiye’deki Müslümanlar Filistinli Arapları tembel, uyuşuk, topraklarını satan insanlar olarak görüyorlar. Halbuki topraklarını satan Filistinliler, tüm Filistinlerin sadece %1’i. Filistinliler evlerini onarmak istediklerinde İsrail’e 50 bin $ ödemek zorunda.”

17.40 Akşam ve yatsı namazları için Mescidi Aksa’ya geçiyoruz.

17.55 Aksa’dayız. Camide biriyle tanıştık. İsrail’in Aksa ile ilgili planlarını anlattı. Sonrasında surlarla çevrili alanın içerisinde herhangi bir yerde namaz kılmanın Aksa Mescidi’nin içerisinde namaz kılmakla eşdeğer olduğunu ifade etti. Zaten surlarla çevrili olan, içerisinde birçok mescidin bulunduğu alana Mescidi Aksa deniyor. Yatsı namazı sonrası akşam yemeği için otele döndük.

20.53 Akşam yemeği sonrası Zeytin Dağı’na çıkmak üzere otelden ayrıldık. Filistinlilerin en büyük hastanesi olan, cerrahları Türkiye mezunu Al Maqasid Hastanesi’nin yanından geçtik.

21.01 Zeytin Dağı’ndayız. Kudüs’e kuşbakışı bakıyoruz. Hemen önümüzde çok büyük bir Yahudi mezarlığı var. Rehberimiz anlatıyor : “Beytüllahim ve Al-Halil’deki gençler 18 yaşına girmelerine rağmen Kudüs’e alınmıyorlar, Mescidi Aksa’yı dahi göremiyorlar. Gazzeliler ise 22 yıldır Aksa’yı göremiyorlar. İnsanlar İsrail baskısı sonucu ortaya çıkan hayat pahalılığından ötürü duvarın dışına yerleşmek durumunda kalıyorlar. İsrail bu kişilerin duvar dışında 3 yıldan fazla kaldığını tesbit ederse onların kimliklerine el koyuyor.”

21.55 Zeytin Dağı’ndan ayrılıyor ve otele dönüyoruz.

27.01.2012

* Aklıma gelmişken ifade edeyim istedim : İsrail vatandaşları tüm ülkelere vizesiz girebiliyor.

05.59 Bugün Cuma. Müslümanların bayram günü. Aksa tarihi bir gün yaşayacak ve biz buna tanık olacağız inşaallah.

08.32 Kalvaltı sonrası araçlarla yola çıktık. Marşlar eşliğinde ilerliyoruz.

08.50 Hz. Davud’un (as) kabrindeyiz. Selahaddin Eyyubi’nin inşa ettirdiği bir mescit var burada. Hz. İsa’nın (as) havarilerle birlikte son akşam yemeğini yediği kilise ise çok yakında. Hz. Davud’un kabrinin yakınlarında İbranice metinler var. Yahudiler bunları çok eski yazıtlar gibi göstererek mekanı sahiplenmeye çalışıyorlarmış. Kudüs’ün su ihtiyacının karşılandığı Abdülhamid Han Vadisi’ne bakıyoruz. Mescidi Aksa’nın dışındaki mahallelerde gezmeye devam ediyoruz. Ermeni mahallesindeyiz. Ermenilerin şeri mahkemesini gördük.

Selahaddin Eyyubi Hanka Mescidi’ndeyiz.

10.23 Hz. Ömer Camii’ndeyiz.

10.30 Kıyamet Kilisesi’ndeyiz. Hristiyanlar Hz. İsa’nın burada öldürülüp çarmıha gerildiğine inanıyorlar. Kilisenin girişinde bir taş var. Hristiyanlar bu taşın üzerinde secde eder şekilde eğiliyorlar, taşın üzerine dokunuyorlar ve bu vesile ile Hz. İsa’ya dokunup arındıklarını düşünüyorlar. Kıyamet Kilisesi ile ilgili yaşanmış bir olay : Hz. Ömer (ra) Kudüs’ü fethettiğinde kiliseye uğrar. Namaz vaktidir, kilise rahibi “namazınızı burada kılınız” der. Hz. Ömer teşekkür eder, dışarı çıkar ve sonradan Hz. Ömer Camii’nin inşa edileceği yerde namazını kılar. Namaz sonrası rahip sorar : “Burası da mabed, burası da temiz bir mekan. Namazınızı neden burada kılmadınız?” Hz. Ömer tarihe geçecek şu cevabı verir : “Evet, burası da mabed, burası da temiz bir yer lâkin burada namaz kılarsam ilerde Müslümanlar burada hak talep edebilirler. Oysa burası sizindir.” Bu olaydan hemen sonra Hz. Ömer bölgedeki tüm gayrimüslimler için bir emanname yayınlar.

10.50 Alman Kilisesi’ni gördük ve Burak Duvarı’na (ağlama duvarı) geçtik. İçerisi oldukça kalabalık. Askerler kol geziyor. Kadınlar ve erkekler için ayrı bölmeler var. Yahudiler Burak Duvarı’nın Süleyman Mabedi’nin bir parçası olduğunu iddia ediyorlar ve bu emelleri doğrultusunda çalışıyorlar. Çocuklar burada birer fanatik Yahudi’ye dönüştürülüyor.

11.25 Burak Duvarı’ndan ayrıldık. Aksa’ya Cuma Namazı için giderken Pamukçular Çarşısı’ndan geçiyoruz. Mescidi Aksa’ya giriş yaptık. Müslümanlar Aksa’yı doldurmaya başlamışlar. Kalabalık gitgide artıyor. Aksa Mescidi çok kalabalık olduğundan hanımlar Cuma namazını Kubbetüs Sahra’da kılıyor. Grubumuz Cuma sonrası biraraya gelmek üzere dağıldı. Aksa’nın her noktasında yankılanan Kuran’ı dinlerken bol bol fotoğraf çektim. Mescidin kapılarının yanında 2 tane cenaze var. Tabutların üzeri açık ve cenazelerin üzerinde battaniye var. Namaz için mescidin içine girme imkanım olmadı. Dışarda namaz kılanların bazıları seccadelerini getiriyor, bazıları ise taşların üzerinde namaz kılıyorlar. Bir taşın üzerine oturdum, hutbeyi dinliyorum. Hutbe okunurken dışardan çan sesleri geliyor. Hutbe Arapça okunduğu için bir kısmını anlayabiliyorum. Hutbeyi dinlerken hüzünlendim. Bu insanlar bizim kardeşlerimiz. Bizi o kadar seviyor, sayıyorlar ve bizden o kadar razılar ki… Biz onlar için ne yapabiliyoruz, ne yapabildik diye düşündüm. Kardeşlerimize, Filistinimize, Aksamıza, Şam’a, Suriye’ye sahip çıkmazsak bunun hesabını veremeyeceğimizi, sorumluluğumuzun farkına varmamız gerektiğini düşündüm. Türkiye halkı etnik çatışmaların kıskacında iken, Kudüs’te insanlık, tarih, kültür ölüyor. Peki, ne için? 1000 yıl yaşasa bile dünyaya doyamayacak zalimler için.

Namaz sona erdi. Cenaze namazı kılınıyor. On binler namaz sonrası Aksa’dan ayrılıyor. Bir insan seli var adeta. Grupla buluşmamız gereken yerde kimseyi göremedim. 15 dakika boyunca aradım, birkaç Türk gördüm, onlar da farklı gruplardan. Bu arada iki İsrail askeri gördüm, ikişer kalkanla içeri girdiler. Korkaklıkta sınır yok. Grubu yarım saatlik arama sonucunda bulabildim. Detaylı bilgi almak için tekrar Aksa Mescidi’ne döndük. Yahudilerin iddia ettiğinin aksine Mescidi Aksa ve Kabe’nin temellerinin Adem (as) zamanında atıldığını belirten rehberimiz şu hadisi şerifi nakletti : “Görülmesi gereken 3 mescid vardır. Mescidi Haram, Mescidi Nebevi, Mescidi Aksa” Hz. Ömer’in Kudüs’ü fethettiğinde Kudüs çevresindeki dağların ve mescidin çevresinin çöplük olarak kullanıldığını, Hz. Ömer’in bu pislikleri toplattırdığını da belirten rehberimiz sonraki süreçte gerçekleşen Hristiyan işgalinde Hristiyanların Aksa’da içki tükettiklerini ve zina ettiklerini ifade etti. 1969’da fanatik bir Yahudi mescidin minberini yakmış ve minber kullanılamaz hale gelmiş. 1982’de ise bir Yahudi Kubbetüs Sahra’ya girerek 1 güvenlik görevlisini öldürdükten sonra mescidin içineki Osmanlı döneminden kalma avizenin zincirine ateş ederek avizeyi yere düşürmüş ve etrafa rasgele ateş açmış. Rehberimiz Mescidi Aksa’nın Fas Kapısı’nın anahtarını da gösterdi. Büyük Mescidi Aksa katliamında İsrail tarafından atılan gaz bombaları ve boş kovanları da gördükten sonra mescidin alt katına indik. Müslümanlar için Kudüs’ün en büyük kütüphanesi burada. Mescidi Aksa’ya elektrik ilk kez 1945’te gelmiş, o zamana dek gazyağı kullanılıyormuş. 1967’deki İsrail işgalinde Yahudiler gazyağının bulunduğu yeri bulup orayı çimento ile kapatmışlar.

14.53 İkindi namazını kılmak için ilk defa Kubbetüs Sahra’ya girdik. Burası Beytül Makdis’in en tepe noktası. Sahra’yı inşa eden Abdülmelik bin Mervan bu mekanı Kabe gibi çevresinde namaz kılınsın ve bir sembol olsun diye inşa etmiş ancak Müslümanlar O’ndan 40 yıl sonra bu mekana girip namaz kılmaya başlamışlar.

Kubbetüs Sahra’dan ayrıldık. Akşam gerçekleşecek toplantıya dek serbestiz. Yorgun olduğum için otele geçtim ve istirahate çekildim.

20.40 İkindi namazı sonrası başlayan sağanak yağmur, akşam ve yatsı namazları sonrası otelimizin bir salonunda muhabbet amaçlı biraradayız. Birazdan Kudüs’teki bir müessesenin başkanı bize konferans verecek.

Konferans başladı. Müessese başkanı, Mescidi Aksa’nın çevresindeki ailelerin evlerinin onarımını üstlenen bir derneğin İsrail tarafından 3 ay önce kapatıldığını ifade etti. Konferans sonunda Kudüslü kardeşlerimiz için yardım toplandı ve müessese tarafından herkese Kubbetüs Sahra maketi hediye edildi. Program sonrasında gruptan 15 arkadaşımızla otelin kafesinde muhabbet amaçlı biraraya geldik.

Önemli bir mevzu : Filistinliler Türkiye’de boykot edilen bazı ürünlerini kullanmak, alımını ve satımını yapmak durumunda kalıyorlar. Bunun başlıca nedeni İsrail’in Filistinlileri bu ürünleri kullanmaya zorlaması ve yerli üretime izin vermemesi. O açıdan buradaki kardeşlerimizi bu konuda eleştirmemiz mânâsız oluyor. Şunu da belirtmek gerekiyor : Marketlerde Ülker başta olmak üzere Türkiye’den birçok firmanın ürünleri de bulunuyor.

28.01.2012

Sağanak yağmur var. Sabah namazını Aksa’da kıldık, dönerken sırılsıklam ıslandık. Kudüs’te de rahmete yakalandık, şükür ki.

08.39 Kahvaltı sonrası 2. kez Zeytin Dağı’na çıkmak ve Kudüs’ü gündüz gözüyle görmek üzere yola çıkıyoruz. Öncelikle Selmanı Farisi Mescidi’ne ve makamına uğradık. Sonrasında Rabiatül Adeviyye Mescidi’ni ve kabrini ziyaret ettik. Zeytin Dağı’ndayız, çok kalabalık. Şehir muhteşem görünüyor.

10.15 Zeytin Dağı’ndan indik, Lut Gölü’ne doğru hareket halindeyiz.

10.37 Lut Gölü sağımızda göründü. Karşıda ise Ürdün kıyıları görünüyor.

11.41 Göl kıyısında konaklayacağımız yere doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Göl çok büyük. Zaman zaman hurma bahçeleri ve seralar görüyoruz. 1 tane kontrol noktasından geçtik.

11.50 Göl kıyısındayız. Hava oldukça güzel. Kışın ortasında göle giren insanlar var. Lut Gölü’nde hiçbir canlı yaşamıyor. Nedeni ise tuz oranının çok yüksek olması. Ayrıca bu bölge Lut Kavmi’nin helak olduğu yer.

12.29 Göl kenarından ayrıldık. Öğle namazı için yoldayız. Eriha şehrine gidiyoruz. Yolda muz ve hurma almak isteyenler için mola verdik.

14.00 Eriha’ya girdik.

14.06 Öğle namazını Camiul Harb’de kıldık. Alışveriş yapmak için Eriha Çarşısı’na geçtik.

15.32 Havaalanına gitmek üzere Eriha’dan ayrıldık. Yaklaşık 2 saatlik yolumuz var. Batı Şeria ile Kudüs’ü ayıran yolu gördük. Hemen ardından ‘utanç duvarı’ karşımıza çıktı. Duvar 320 km uzunluğunda ve Filistinlileri Kudüs’ten ayırma amacı ile inşa edilmiş.

16.38 Tel Aviv Ben Gurion Havalimanı’ndayız. Pasaport işlemleri ile ilgili hepimize bazı sorular sordular ve gelişimizdekinden daha uzun süre beklettiler. Check-In işlemi sonrası içeri girdik, olmadığını tahmin ettiğimiz halde mescit olup olmadığını sorduk. Olmadığını söylediler. Biz de taşların üzerinde akşam ve yatsı namazlarımızı eda ettik.

19.40 Uçağa geçiyoruz. Uçak biraz gecikmeli kalktı ve İstanbul’daki hava trafiğinden ötürü yarım saat gecikmeli olarak 23.00 civarında İstanbul Atatürk Havalimanı’na iniş yaptık.

3 Comments
  1. RABBIMIZ SIZLERDEN RAZI OLSUN. YETİM AKSAYI ŞENLENDİRDİĞİNİZ İÇİN… BİZLERE DE NASİP ETSİN…
    HAA.. BU ARADA NOTLARIN GUZEL OLMUŞ.. BEĞENDİM..

  2. Seyahat notlarinizi paylastiginiz icin tesekkur ederiz.kudus ve aksa nin su anki vaziyetleri hakkinda ayrintili bilgi sahibi olduk neredeyse.hicaza gitmek icin islem yaptirdigim bu gunlerde icim mescidi aksayi ziyaret arzusuyla da doldu.ins o da nasip olsun.

  3. allah razı olsun kardeş..

Leave a Reply to HUCTEPE Cancel reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bâb-ı Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği yurtdışından ülkemize eğitim için gelen ve İstanbul’da eğitim gören misafir öğrencilere yönelik rehberlik, danışmanlık hizmetleri ile birlikte çeşitli eğitim ve sosyal aktiviteler gerçekleştirmektedir.

    ADRES

    Karagümrük Mahallesi Fevzipaşa Caddesi Hakan Pasajı No 261/22 Fatih-İstanbul

    TELEFON

    +90 212 621 2743

    E MAİL

    info@babialem.org